
[Azınlıkça – Sayı:53 - Aralık 2009]
Dimostenis Yağcıoğlu
Batı Trakya’da herhangi bir azınlık bireyine “azınlık olarak sorunlarınız nedir?” şeklinde bir soru sorduğumuzda, vereceği cevapta mutlaka eğitimden de söz edecektir. Gerçekten de azınlık çocuklarına sağlanan eğitimin düşük kalitesi, yetersizliği, azınlığın en önemli sorunlarından biri – belki de en önemlisidir.Yunan devleti de bunun farkındadır. Nitekim son 12 yılda, özellikle Prof. Dr. Anna Frangoudaki ve ekibinin yönetimindeki Müslüman Çocuklarının Eğitim Programı (PEM) kapsamında, azınlık çocuklarına sağlanan eğitimin daha nitelikli, daha çağdaş, çocukların kültürüne daha uygun olması yönünde önemli adımlar atılmış, bu çocukların Yunan toplumuna eşit bireyler olarak, ama kimliklerini de muhafaza ederek entegre olması amaçlanmıştır. Bu Program kapsamında gerçekleştirilmiş olanlar ve alınan sonuçlar, PEM’in web sitesinde (http://www.museduc.gr/tr) ayrıntılı bir biçimde sunulmaktadır.
Program’a, fakat aslında Yunanistan Eğitim Bakanlığı’na, azınlık bireyleri tarafından en sık yöneltilen eleştiri, azınlık eğitiminin Türkçe ayağının ihmal edilmiş olmasıdır. Bu eleştiri doğrudur, ama bu ihmalin Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı duyduğu güvensizlik ve korkudan kaynaklanan ve Bakanlığı da aşan sebepleri vardır. Azınlığın Türkçe ayağına Yunan Eğitim Bakanlığı’nın değişiklikler yapması için, daha doğrusu böyle değişikliklerin azınlıkça meşru sayılması ve kabul görmesi için, Türkiye’nin onayı gerekmektedir. Türkiye ve Yunanistan arasında 1951 ve 1968 yılında kabul edilmiş kültür ve eğitimle ilgili protokoller de zaten Türkiye’ye azınlık eğitiminde önemli bir rol vermektedir. Türkiye’nin onayı ise ancak müzakereler ve pazarlıklarla sağlanabilir. Yunan devleti, özellikle son 35 yıldır, Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığı ile ilgili konularda Türkiye ile müzakere etmekten kaçınmaktadır. Türkiye’nin Batı Trakya azınlığındaki rolünü güçlendirecek her adım, Yunanistan’ın bu bölgedeki egemenliğinin bir kısmını Türkiye’ye vermesi gibi algılanmakta, Yunan devletini ve Yunan milliyetçisi çevreleri korkutmaktadır.
Eğer Yunan devleti azınlık eğitiminin Türkçe ayağına Türkiye’nin onayını almadan müdahale ederse, o müdahale iyi niyetli de olsa, Türkçe eğitimi gerçekten düzeltecek tedbirler de içerse, azınlığın önemli bir kesimi, bazı azınlık kurumları ve aydınları tarafından sert tepkilerle karşılanacaktır. Tepkilerin gerginliğe, hatta gerginliğin de krize dönüşmesi ihtimal dâhilindedir. İki sene önce PEM kapsamında hazırlanan ve azınlık okullarında değil, devlet okullarında yardımcı kitap olarak kullanılması düşünülen “Türkçe Kitabımız” bile, hatırlanacağı üzere, aşırı sert tepkilerle karşılanmış, azınlığın Türkçe ayağını belki dolaylı olarak etkileyebilecek böyle bir girişime dahi tahammül edemeyecek azınlık kurumlarının ve bireylerinin olduğunu göstermişti (Bkz. Azınlıkça, Sayı 37 -- http://www.azinlikca.org/pdfs/AZINLIKCA_37_MAY_web.pdf). On dokuz sene önce, yine Türkiye’nin onayı alınmadan, ama azınlık mensuplarından da hiç katkı istemeden hazırlanan ve Batı Trakya’da “Zenginis’in kitapları” olarak bilinen Türkçe ilkokul kitapları, çok daha büyük tepki görmüş ve sonuçta kullanılamamıştı.
Azınlık eğitiminin bu sorunlu özelliği dikkate alındığında, Yunanistan Eğitim Bakanlığı’nın günümüz konjonktüründe Türkçe eğitim için çok şey yapamayacağı rahatlıkla görülebilir.
Ama sınırlı da olsa, küçük çapta da olsa, azınlık eğitiminde ve azınlığın Türkçe ayağında bazı iyileştirmeler yapılabilir ve yapılmalıdır. Bunlar neler olabilir?
Eğitim Bakanlığı’nın azınlık eğitiminden de sorumlu özel sekreterliğinde çalışmış biri olarak, aşağıda sıralayacağım iyileştirmelerin kısa vadede (en fazla birkaç yıl içinde) yapılabileceği kanaatindeyim.
(1) Çiftdilli (Yunanca-Türkçe) Anaokulları
Azınlık eğitiminden sorumlu yeni özel sekreter Prof. Dr. Thalia Dragona’nın bu konudaki olumlu tutumu cesaret vericidir.
Ancak çiftdilli anaokullarının program ve yapısını şekillendirmek için ciddi bir ön çalışma yapılması gerekmektedir. Anaokullarında ilkokuldaki gibi dersler olmadığı için, azınlık ilkokullarında uygulanan dersleri Türkçe ve Yunanca okutulan dersler şeklinde iki kategoriye ayırma yöntemi anaokullarında uygulanamaz. Avrupa’daki, Amerika’daki başarılı çift-dilli anaokulu örneklerine bakılmalı (hatta İstanbul Rumlarının çocuklarına hizmet eden yegâne çift-dilli azınlık anaokulu da incelenebilir), B. Trakya’daki azınlık çocuklarının özel ihtiyaçları tespit edilmeli, azınlık çocuklarının şartlarına uygun, hem Yunancanın hem de Türkçenin temel bilgilerini iyi öğreten, çağdaş, kültürlerarası eğitim ilkelerine uygun bir çiftdilli program ve yapı oluşturulmalıdır. Bu yeni program ve yapının önce pilot uygulaması birkaç anaokulunda yapılmalı, uygulamada ortaya çıkan sorunlar düzeltildikten sonra azınlığın yaşadığı köy, kasaba ve mahallelerde çift-dilli anaokulları kurulmalıdır.
Ancak çiftdilli anaokullarının kurulması için muhtemelen yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulabilir.
Çiftdilli anaokulu eğitiminin ilk adımları (yasal düzenlemeye de gerek olmadan) Müslüman Çocuklarının Eğitim Programı’nın 2010’da başlaması planlanan yeni safhası kapsamında atılabilir. Programın 2009 Temmuz’unda çizilmiş çerçevesinde, azınlık çocuklarının devam ettiği bazı anaokullarında, Yunanlı anaokulu öğretmeninin yanında, çocuklarla Türkçe konuşacak ve onların ana dilini destekleyecek, azınlık mensubu birer ikinci anaokulu öğretmeninin çalışmaya başlaması öngörülüyordu. Böylece dolaylı yoldan çift-dilli anaokuluna doğru bir adım atılmış olacaktı. Yeni özel sekreter, Programın çerçevesini kendi kriterleriyle yeniden çizse bile, çiftdilli anaokulu eğitiminin bu yeni çerçevede de yer alacağı kesin gibidir.
(2) Bazı Azınlık okullarının tamiri, genişletilmesi, birkaç yerleşim yerinde yeni okulların inşası.
Yeni Demokrasi’nin son bir buçuk yılında (yani önce Stilyanidis ve sonra Spiliotopoulos’un Eğitim Bakanı olduğu dönemde), Okul Binaları Kurumu’nun (OSK) da işbirliğiyle, özel sekreterlik bu yönde çok önemli çalışmalar yapmıştı. Hatta İskeçe (Ksanthi) ilinin Şahin (Ehinos) köyünde, özel ihtiyaçları olan (mesela zekâ özürlü) çocuklar için bir okulun inşası bile planlanmıştı. Bu çalışmalar, Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinde kesinti yapılmazsa büyük ihtimalle devam edecektir.
(3) Selanik Özel Pedagoji Akademi’sinin (SÖPA/ΕΠΑΘ’ın) kapatılması.
Türkçe öğretmede çoğunlukla yetersiz öğretmenler yetiştiren ve birçok açıdan sorunlu bir yapısı olan bu akademinin yerine, azınlık ilkokullarının Türkçe programında öğretmenlik yapacak kişileri yetiştirmek için Atina, Selanik (Thessaloniki) ve Dedeağaç’taki (Aleksandroupoli) eğitim (pedagoji) fakültelerinde lisansüstü düzeyinde (μετεκπαίδευση) programları açılabilir. Artı, bu programlara paralel olarak, SÖPA mezunlarından isteyenlerin diplomalarını üniversite diplomasına eşdeğer hale getirmek için devam edecekleri denkleştirme (εξομοίωση) kursları düzenlenebilir. Bakanlıkta bu doğrultuda planlar mevcuttur. Fakat böyle bir planın uygulanması için Parlamento’dan yeni bir yaşanın geçirilmesi, SÖPA ile ilgili 695/1977 sayılı yasanın iptal edilmesi şarttır.
(4) SÖPA mezunu öğretmenlere, Türkiye’den getirilen kitapları daha doğru ve daha etkili kullanmaları için Türkiyeli üniversite hocalarınca hizmet-içi ek eğitim (επιμόρφωση) verilmesi.
SÖPA mezunu öğretmenlerin son birkaç yıldır dile getirdiği bu talep, şimdiki yasal çerçeve içinde yapılabilir. 2001’de kabul edilen ve Yunan resmi gazetesinde yayımlanan Yunan-Türk Kültürel İşbirliği Protokolü (ν. 2929/ 2001) böyle bir girişime imkân tanımaktadır. Ayrıca böyle bir hizmet-içi eğitim Müslüman Çocuklarının Eğitim Programı’nın kapsamına da sokulabilir.
(5) Azınlıktan tüzel kişilerin (mesela bir şirketin) özel anaokulları veya özel okul kurmasına izin verilmesi.
Bu konuda belli bir ilerleme kaydedilmiş, ama bu girişimler eski Bölge Genel Sekreteri Stamatis’in itirazlarına takılmıştı. Tabii Stamatis kendi başına buyruk davranmıyor, merkezi yönetimden aldığı direktifler doğrultusunda engeller çıkarıyordu. Yeni Bölge Genel Sekreteri Dora Kokla, böyle girişimlere çok daha sıcak bakan bir yaklaşıma sahip. Atina’da böyle okulların kurulması yönünde (azınlık milletvekillerinin de katkısıyla) bir siyasi irade belirirse, Bayan Kokla’nın böyle okulların kurulmasında sorun çıkaracağını zannetmiyorum.
(6) Azınlık eğitimini düzenleyen 694/1977 sayılı yasadan “devletlerarası karşılıklılık” (διακρατική αμοιβαιότητα) ibaresinin kaldırılması.
Son yıllarda, hem Yunanistan’ın hem de Türkiye’nin hükümetleri, azınlıklarla ilgili konularda karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesinin uygulanmaması gerektiğinin farkına varmışlardır. Yeni PASOK hükümetinin azınlık meseleleriyle ilgili son beyanlarında karşılıklılığın geçersiz olduğu daha da fazla ve çok net bir biçimde vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, karşılıklılıkla ilgili ibarelerin yasalardan da çıkarılması şarttır. Zaten karşılıklılık, oldum olası, hem Batı Trakya’da, hem de İstanbul’da, azınlık eğitimini sınırlayan, kalitesini düşüren, ek sorunlar çıkaran bir etken olmuştur. Üstelik Yunanistan, Türkiye’de muadili olmayan “Müslüman Çocuklarının Eğitim Programı” gibi programlarla azınlığın eğitiminde karşılıklılık ilkesini çoktan terk etmiştir. Nitekim bu programın dayandığı yasa ve yönetmeliklerin sıralandığı belgelerde, 694/1977 sayılı yasa yer almaz; bu yasa görmezlikten gelinir.
Yukarıda önerdiğim değişiklikler, nispeten kolay yapılabilecek değişikliklerdir. Ancak bunlar için bile hükümetin kararlılık ve cesaret göstermesi gerekir. Bu yönde atılacak adımlara hiç kuşkusuz Yunan milliyetçileri ve ulusalcıları (sol-milliyetçiler) tepki göstereceklerdir. Azınlıktan da itirazlar gelebilir. Ama eğer hükümet bu değişikliklerin neden gerekli olduğu Yunan kamuoyuna anlatırsa, azınlık temsilcileriyle de bir diyalog kurarsa, bu tepkileri dengeleyecek destek kolaylıkla bulunabilir.
1991’de azınlığın gayrimenkul alım-satışı, ev-işyeri tamiri, ehliyet alımı gibi alanlardaki hak ihlâllerinin sona erdirilmesinde, 1995’te azınlık gençlerinin üniversitelere girişini kolaylaştıran kota uygulamasının başlamasında, 1998’de 19. maddenin kaldırılmasında, başta milliyetçi-ulusalcı çevrelerden birçok itiraz yükseldi, ama sonra bu çevreler halkın çoğunluğunu kendi taraflarına çekemediklerini fark edince bu reformları kabullenmek zorunda kaldı. Şimdi bu milliyetçi ve ulusalcılar arasında bile “iyi ki bu reformlar yapıldı” diyenler çoğunlukta. Önerdiğim iyileştirmeler de eğer korkmadan hayata geçirilirse, eminim yine aynı süreç yaşanacaktır.



Twitter
Myspace
Mister Wong
Bookmarks.cc
Digg
Del.icio.us
Yahoo
Blogmarks
Googlize this
Blinklist
Facebook
Wikio






















